15 Temmuz 2020

Çocuklarımızın Dini Düşüncelerinin İhyası

 Ebu Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz (sav) “dünyaya gelen her çocuğun fıtrat üzere yaratıldığını” ifade etmektedir.[1] Bu fıtrat, Allah’ın (cc) ademoğlunun ruhuna nakşettiği tevhid inancı ve dine temayüldür. Öyle ki, saf ve selim bir düşünce ile hakikati arayan her insan, yaratıcısını önce ve özünde bu kuvve ile bulur, bu kuvve ile hisseder...

Ancak günümüzde, fıtratı tağyir eden onlarca, belki binlerce malum olumsuz etken vardır. Ve yine malumdur ki çocuğumuzu ve hatta kendimizi korumamız artık daha da zorlaşmıştır. Bilhassa günümüzde aralıksız imaj ve veri bombardımanına tutulan genç dimağların, dinî düşüncelerinin kolayca dağıldığını, sahih itikat ve amellerden hızla uzaklaştıklarını görmekteyiz.[2]

Bu sebeple müslüman ebeveynlerin çocukları için erken yaştan itibaren bir takım önlemler alması gerekmektedir. Allah (cc) şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır![3]

Nihayetinde yazımız bu gaye ile kaleme alınmıştır. Yakın ve uzak çevremizde şahit olduğumuz bazı konuşmalar eşliğinde sizlere kısa değerlendirmelerde bulunacağız.

Başlık için izaha muhtaç meseleler şunlardır:

 

1. Ruhun varlığının kabulü

Baba, bizi gerçek yapan şey nedir?

    ... (Bir süre soruyu anlamaya çalışır)

        Kalbimiz baba, kalbimiz. Ben biliyorum!

[Erkek, 4.5 yaş]

Psikolojideki genel kanıya göre, hayal dünyası normal gelişim gösteren çocuklar varlık bilincine aslında çok erken yaşlarda ulaşırlar. Yine de oyuncaklarını ‘canlandırmak’ onlara eğlenceli geldiği için aradaki farkı hemen anlayamayız...

Bir de şu var; çocuk zihni ortalama bir yetişkinin 10 katı kadar hızlı “parça birleştirir”. Mesela, hareket esnasında dahi beyninde saniyede 30 bin veriyi sürekli işler... Sizi dinlemiyor gibi görünen her çocuk aslında devasa bir laboratuvar merkezi gibi, arka tarafta bir şeyleri mutlaka öğreniyordur.[4] Bu sebeple kimi zaman onları anlamaya çalışırken yavaş kalırız.

Soruya dönersek; burada kilit kavram ruhtur.[5] Her bireyde diğerinden farklı olan ve bizi ‘gerçek’ yapan şeyin aslı... Eğer doğada yaratılmış her canlıda, sokak hayvanlarında, bitkilerde, vs. her nefis sahibinde bir ruh olduğunu doğru biçimde öğretebilirsek, çocuğumuz katı-maddeci bir anlayıştan uzak kalacak, bir yaprağı ve bir böceği dahi incitmeyecek nebevî bir ahlaka sahip olacaktır, inşaallah.

Bunun için seçilecek kelimeler ise son derece basit ve detay içermeyen nitelikte olmalıdır. Zaten bizlere ruh hakkında teferruatlı bir bilgi verilmiş değildir.[6] Öğretilecek şey; onun Allah’tan (cc) geldiği ve son derece özel olduğudur.

    2. Ölüm sonrasının ne olduğu

    Kızım benim, civcivin ölmüş...

    Öldü mü! (Hafif ağlar) Anne! Ölüler bizi yukarıdan görür, değil mi?

    ...

[Kız, 3.5 yaş]

Hemen birçok hristiyan kaynaklı film ve çizgi filmde -yahut onlardan etkilenen türk yapımlarında dahi- görmek mümkün ki, ölen canlılar bir şekilde gökyüzüne, bulutların arasına karışır ve yaşayanları oradan takip eder, görür, hatta zaman zaman onlarla konuşur... Bu bozuk itikat zamanla ölülerin bitmeyen bir “kuvvete” sahip oldukları inancını ve başka birçok tuhaf metafiziksel sapmayı da beraberinde getirir.

İşin doğrusu, ölümle bir şekilde tanışık olan çocuklarımıza canlılardaki ruhun varlığının ölümden sonra vücudlarından ayrılarak görünmeyen bir aleme (ki buna dilerseniz Kur’an-ı Kerîm’de geçtiği üzere Berzâh Âlemi şeklinde ifade edin[7]) taşındığını anlatmamız gerekir. Yaşının küçük olması idraklerinin asla kapalı olduğu zannına düşürmesin. Dediğimiz gibi; çocuk zihni “parçaları birleştirmede” yetişkin idrakini şaşırtacak düzeydedir.

Muhtemel peşinden gelecek benzer sorularla birlikte, ölenlerin bir gün yeniden cennette buluşacağını ilave etmemiz güzel olacaktır. Cehennem gibi mutlak korku veren unsurları ise mümkün olduğunca ileri yaşlara ertelememiz gerekebilir.[8] En doğrusunu Allah (cc) bilir.

    3. Allah’ın (cc) zatının ebediliği

    Baba, Allah nasıl oldu?

    O hep vardı oğlum...

    Ama birşeyin sonsuz olması imkansız değil mi?

    ...

[Erkek, 8.5 yaş]

Mantık gelişimiyle birlikte çocuklar etrafındaki hemen her davranış ve olguyu zihninde puanlar. Mesela; babasının annesine karşı olumsuz tavırlarını görür ve içinden kendince “yargılar”, belki dile de getirir... Yahut öğretmeninin sınıftaki adalet anlayışını gözlemler, kendince bir puanlama ve kıyaslama yapar. Benzer şekilde; mantık bilgisine ters düşen her inancı minik minik sorgular. Nihayet tüm süreçler ergenlik dönemine kadar böyle devam eder.

Ergenliğe ulaştığında ise geçmişte mantık bilgisiyle uyumsuzluk gösterdiği soru ve sorunlara makul çözümler bulamamışsa, artık ya alenen reddeder, belki sert ve marjinal çıkışlar yapar yahut sineye çeker, kimseye pek sezdirmez ama içinde fırtınalar koparır.

Her halükarda mantık algısının erken dönemde sağlıklı oluşumu büyük önem arz etmektedir. “Küçüktür, nasıl olsa anlamaz...” deyip yanında yapılacak her hatalı konuşma, tavır, inanca dair akıl dışı bilgiler ... sonrasında düzeltilmesi zor kalıcı izler bırakacaktır.

Allah’ın (cc) zatıyla ilgili sözel bilgilendirmelerde seçilecek kelimeler bu sebeple çocuğun fıtratına uygun olmalıdır. Sonsuzluk olgusu, ilk bakışta mantık dışı gibi dursa da, sadece Allah’ın (cc) böyle bir gücü olduğuna inandırmak ve çocuğun hislerini bu noktada yoğunlaştırmak gerekir.

Biliyoruz ki, Allah’ın zatı hakkında konuşmak aklın sırrına eremediği meselelerden olduğu için kerih görülmüştür ve “Allah vardı ve O’ndan önce hiçbir şey yoktu[9] hadisi iman ehli için kafi derecede yeterlidir. Ancak çocuk zihninin inşaasında böyle bir teslimiyeti hemen beklemek hatalı olabilir. En azından “Allah’ın -zamanı dahi yarattığı için- öncesinin olmasının imkansız oluşu” izah edilmelidir. Tabii bu izah, ancak ortaokulun sonlarına doğru tam olarak aklına oturacaktır...

    4. Allah’ın (cc) varlığına teslimiyet

Baba! Hani Allah vardı? Bak belgeselde herşeyin büyük patlamayla olduğunu söylüyorlar?

    Sen öyle şeylere inanma...

    Ama baba..!

[Erkek, 10 yaş]

Discovery Channel’da izlediği bir programdan etkilenen çocuğunuz bir gün size böyle bir soruyla gelebilir, hiç şaşırmayın. Basit bir cevapla geçiştireceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz! Ancak üzerine giderek meseleyi derinden çözmeniz gerekecek...

Önce tespitimizi yapalım: 200 yılı aşkın bir süredir bilimsel metod üzere hareket edip tamamen objektif olduğunu iddia eden “evrimci görüş” yanlıları, kainatın zorunlu olasılıklardan biri üzerine, kendiliğinden var olduğuna ciddi bir şekilde inanmakta ve bunu her platformda savunmaktadır. Bu güruhun küfür üzere olduğu ve sistemli çalıştığı da malum. Ve muhatap kitle olarak belirli bir yaş sınırı yok. Her sınıf, her din ve kültürdeki insana olabildiğince “yaratıcısız materyalist bir dünya” görüşünü aşılamaktadırlar.

Ne yapabileceğimize bakalım: (1) Çocuğumuzun izlediği programları sınırlandırarak kendimizin belirlemesi, (2) Yaratıcı bir ilah olarak Allah’ı 4-5 yaşından itibaren hayatına salt ezber olarak değil his olarak dahil edilmesi, (3) 6 yaşından itibaren evde düzenli-sabit bir sohbet yapılması ve yaratılış ayetlerinin işlenmesi, (4) bilim dergileri ve kitaplarının seçiminde titizlik göstererek değerlendirmesinin birlikte yapılması ve (5) doğadaki hiçbir şeyin kendiliğinden olamayacak kadar aciz oluşunun ara ara günlük konuşmalara serpiştirilmesi...

Çocuk bu konuyla ilgili, Allah’ın varlığından iyicene emin olana kadar sizin yanınıza gelecek ve belki aynı soruları defalarca soracaktır. Müsterih olup sabırla cevaplamalı ve nebevî terbiye yolunu takip etmeyi bırakmamalıyız.[10] Rabbimiz bizi ve neslimizi muhafaza buyursun.

5. Ne için yaratıldığımız gerçeği

 (Biraz sıkılarak) Bir şey soracaktım?

    Tabii, buyur.

    Biz cennet için mi ibadet etmeliyiz yoksa Allah’ı memnun etmek için mi?

    Hmm, bunu biraz düşüneyim...

[Erkek, 12 yaş]

İnsan net bir hedef belirlemediğinde yaptığı işten, hayattan ve kendinden zamanla sıkılabilir, hiçlik bunalımına girebilir, kendisine veya çevresine zarar dahi verebilir.[11] Çünkü gayesiz yaşamak insanoğlunun tabiatına son derece ters bir durumdur. Aynı şey çocuklar için de geçerlidir. Hatta onlar “neyi niçin yapmam gerekiyor?” sorusunu yetişkinlere göre daha sık sorarlar:

Dersimi çalışacağım da n’olacak? Niçin kavga etmemeliyim? Sigara içmek neden günah olsun ki? Bu kadar kural neden var? Ben ne için yaşıyorum? ...

Ergenlik döneminde zirveye ulaşan bu tip sorgulama ve kendi iç varlığını anlamlandırma çabaları, aslında insan doğasının normal seyrinden kaynaklanıyordur. Ancak Allah’a teslimiyeti istenen bir kula hiç de yakışır durmuyor doğrusu.

Çözümü için kök sebebine bakmamız gerekecek: Eğer çocuk ilk yıllarından itibaren ibadetlerini zorla ve ezbere dayalı biçimde (tabir-i caizse) otomatik pilota bağlayarak yapıyordu ise günün birinde bu soruyla karşılaşmamız işten bile değil. Oysa dinde zorlama yoktur;[12] Rabbine teslimiyet çocuğun tamamen kendisinin edinmesi gereken bir yoldur. Ve bu yolu onun bizzat amaç edinmesi gerekirdi. Anne-babalar ve muallim-terbiyeciler ise ancak birer kılavuzdur, rehberdir...

Soruya gelirsek; ameller ne cennet için, ne ailenin rızası için, ne de belli bir ödül içindir... Ameller sadece ve sadece Allah’ın rızasına ermek ve O’na yakınlaşmak içindir. Diğerleri bu yakınlaşmanın meyvesi, saadeti, hülasasıdır. Asıl hedef ve gaye Allah’ı bulmak, tanımak, sevmek ve O’na sığınmaktır.[13]

Çocuk bunu ilk başta bilgi olarak kabul edebilir; Rabbine bağlılığı ise aklı ve duyguları geliştikçe artacaktır inşaallah...

Son Söz:

Son dönemde Müslüman ailelerde yetişen pek çok ateist ve agnostik gence rastlıyoruz. Kendileriyle görüştüğümüzde altta yatan sebebin, başlangıçta ufak bir kuşku ile giren çeşitli sorular olduğunu görüyoruz. Ne yazık ki bu sorular ebeveynleri tarafından ciddiyetle cevaplanmadığı, basite indirgendiği hatta öfkeyle karşılandığı zaman çocuk bir süre sonra sormayı bırakıyor ama cevapları onu içten içe kemiriyor...

Eğer “çocuğum bana böyle sorular sormuyor ki” diyorsanız, muhtemelen sizde sertlik bulduğu içindir. Bir ihtimal de öğretici-muallim olarak sizi yetkin görmediğindendir... Her halükarda çocuklarımız bizlere Allah (cc) tarafından verilen birer emanettir. Onları başkalarına bırakmadan bizim yönlendirmemiz, gözümüzün nuru gibi bakıyor olmamız istenmektedir. Bu, dinin bir farizasıdır.

Allah (cc) şöyle buyurur:

Allah size emanetleri mutlaka ehline vermenizi emrediyor.”[14]

O mü’minler ki emanetlere ve verdikleri sözlere riayet ederler.”[15]

Rabbimiz bizi yollarından ayırmasın. (Amin)



[1] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 393; Buharî, Cenaiz, 5; Müslim, Kader, 3. Tahric için bkz. Rudânî, Cem’ul-Fevâid, 2K Yay. c: 1, no: 102.

[2] MAK Danışmanlık’ın 2017’de Türkiye çağında 5400 kişi ile yüzyüze yaptığı bir anket çalışmasında, “Allah’ın varlığına, birliğine, bizi yaratıp yaşattığına” inanç göstermeyen veya kararsız kalan % 14’lük bir kesim olduğu görülmektedir. (Bkz. https://www.makdanismanlik.org)

[3] DİB Meâli, Tahrim: 6. ayet.

[4] Nöropsikiyatri uzmanı Sabiha Paktuna, bu yeteneğin olağanüstü bir fotokopi ya da teyp gibi işlev gördüğünü, bu sebeple imprinting olarak ifade edildiğini söyler. (Bkz. Çocuklarla Doğru İletişim, Boyut Yay. sf. 60)

[5] İmam Gazalî (rh) ve pek çok kelamcı ifade etmiştir ki; insan nefsi iki temelden oluşur: Ruh + Ceset. Ruh, cesede işleyince “hayat” meydana gelir, ayrıldığında ise “ölüm” yahut “uyku”... Can kelimesi ise Farsça olup Arapçadaki Ruh kelimesinin karşılığıdır.

[6] Allah (cc) şöyle buyurur: “Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: Ruhun ne olduğunu ancak Rabbim bilir, size ise pek az bilgi verilmiştir.” (DİB Meali, İsra: 85. ayet) Tefsiri için bkz. Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Azim Yay. c: 5 sf.319-325.

[7] Bkz. Mü’minun: 100. ayet.

[8] Eğitimci ve Vaiz C. G. Salzman; kızını küçüklüğünden beri Tanrı ve babasıyla korkutan bir annenin, kızı büyüdüğünde her ikisinden de nasıl nefretle bahsettiğine dair ibretlik bir anıyı paylaşır. (Bkz. Çocuğu Kötü Eğitmenin Yolları, Adım Yay. sf. 92-96)

[9] Buharî, Bed’ul-Halk, 2. Şerhi için bkz. İbn Hacer el-Askalanî, Fethu’l-Barî, Polen Yay. c: 6, no: 3191 sf. 551-554.

[10] Pedagog Ali Çankırılı şöyle bir benzetme yapar: Annelik babalık, günün tamamını alan, yıllarca süren zorlu bir meslektir. (Bkz. Çocuklara Söz Geçirme Sanatı, Zafer Yay. sf. 50.)

[11] Örneğin; Amerikan Çocuk ve Ergen Psikiyatri Akademisi’nin (AACAP) 2000 yılının başında yayınladığı verilere göre, Amerika’da depresyonda olan çocukların oranı % 5’dir. Ve geçen yüzyıla oranla intihar vakaları misli kadar artış göstermiştir. (Bkz. https://www.aacap.org)

[12] Bakara: 256. ayetin tefsiri için bkz. Seyyid Kutup, Fî Zilâl-il Kur’an; İzzet Derveze, et-Tefsiru’l-Hâdis; İbn Kesîr, Tefsiru’l Kur’an’il-Azîm.

[13] Dr. Özgür Bolat’a göre; çocukların sürekli belli bir ödülle iş yapmaya alışmaları, onların aslî sorumluluklarını yerine getirmek yerine sorumsuzluk bilincini geliştirir. (Bkz. Beni Ödülle Cezalandırma, DK Yay. sf. 21-27) Tıpkı bunun gibi, cennet dahi içindeki nimetleri için değil, Allah (cc) öyle buyurduğu için ibadetle kazanılması gerekilen bir yerdir. Nimetler ise Allah’ın vaadi ve lütfudur.

[14] DİB meali, Nisa: 58. ayet.

[15] DİB meali, Mü’minun: 8. ayet.


Hiç yorum yok: