20 Ağustos 2017

Riyazu's-Salihîn Dersleri (Tevekkül Bahsi)

Tevekkül

Allah-u Teâlâ'ya tam bir teslimiyetle güvenip dayanmak, tüm işlerimizde O'nu vekil tutmak ve işlerimizin sonunu O'na havale etmek, demektir...

Ayetler:

“Mü’minler, düşman bölüklerini gördüklerinde: “İşte bu Allah ve peygamberinin bize vaat ettiğidir, Allah ve peygamberi doğru söylemiştir” dediler. Bu onların inançlarını ve teslim oluşlarını artırmıştır.” (Ahzâb, 22)

“O inananlar ki, başka insanlar tarafından “Bakın size karşı bir ordu toplanmış, onlardan korkun ve korunun” denince bu söz onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” diye cevap verdiler.” (Âl-i İmrân, 173)

“Öyleyse, hep diri olup, hiç ölmeyecek Rabbine güvenip dayan.” (Furkân, 58)

“İnananlar, sadece Allah’a güvenip dayanmalıdırlar.” (İbrahim, 11)

“Bir karara varmak istediğinde, artık Allah’a dayanıp güven.” (Âl- i İmrân, 159)

“Kim Allah’a güvenip dayanırsa, Allah ona yeter.” (Talâk, 3)

“Gerçek mü’minler o kimselerdir ki, her ne zaman Allah’tan söz edilse, kalpleri korkuyla titrer ve kendilerine, her ne zaman O’nun ayetleri ulaştırılsa, imanları artar ve Rablerine daima güvenip, dayanırlar.” (Enfâl, 2)

Hadisler:

1. Abdullah b. Abbas’dan (ra) rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (sav) şöyle buyurdu:

“Geçmiş ümmetler bana gösterildi. Peygamber gördüm yanında bir grup (sayıları on kişiyi geçmeyen insanlar) vardı, peygamber gördüm yanında bir iki kişi bulunuyordu ve peygamber gördüm yanında hiç kimse yoktu. Bu arada önüme büyük bir karaltı (büyük bir kalabalık) çıktı, onları kendi ümmetim sanmıştım. Bana bunlar Mûsa’nın ümmetidir, sen ufka bak dediler. Baktım çok büyük bir karaltı, diğer ufka bak dediler baktım yine çok büyük bir karaltı. İşte bunlar senin ümmetindir. İçlerinde hesapsız azapsız cennete girecek yetmiş bin kişi vardır dediler.”

Sonra Peygamberimiz (sav) kalkıp evine girdi. Oradakiler de hesapsız azapsız cennete gireceklerin kim olduğuna dair konuşmaya başladılar. Kimileri; “Bunlar Peygamber’in sohbetinde bulunanlar olsa gerekir…” dediler. Kimileri; “Bunlar; İslâm geldikten sonra doğup şirke bulaşmamış kimselerdir…” dediler ve başka pek çok şeyler söylendi.

Bu arada Peygamberimiz (sav) bunların yanına çıktı ve: “Ne hakkında konuşuyordunuz?” dedi. “Hesapsız azapsız cennete girecekler hakkında konuşuyoruz…” dediler. Bunun üzerine Peygamber (sav): “Onlar (şifanın Allah'tan geldiğine inanıp) büyü yapmazlar ve yaptırmazlar, uğursuzluğa da inanmazlar ve onlar Rablerine güvenip dayananlardır.” buyurdu.

Bu arada Ukkâşe b. Mihsân (ra) ayağa kalkarak: Beni onlardan eylemesi için Allah’a dua et dedi. Peygamber (sav): “Sen onlardansın.” buyurdu. Sonra bir başka kişi daha kalktı: “Beni de onlardan eylemesi için dua buyur…” dedi. Peygamberimiz (sav) bu defa: “Fırsatı değerlendirmekte Ukkâşe senden evvel davrandı” buyurdu. (Buhârî, Tıb 1; Müslim, İman, 174)

2. Abdullah b. Abbas (ra) şöyle demiştir:

“Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” sözünü İbrahim (as) ateşe atıldığında söylemiştir. Muhammed (sav) da bu sözü Müşrikler: “Bakın size karşı bir ordu toplanmış, onlardan korkun ve korunun” dediklerinde söylemiştir. Nitekim bu söz Müslümanların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” demişlerdi. (Buhârî, Tefsir, 13)

3. Ebu Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (sav) şöyle buyurdu:

“Cennete girecek bir takım insanlar var ki; onların kalpleri tevekkül ve Allah’a güvenmede kuşların kalpleri gibidir.” (Müslim, Cennet, 27)

4. Câbir b. Abdullah’dan (ra) rivayet edildiğine göre:

Kendisi Peygamber (sav) ile birlikte Necid taraflarında bir gazvede bulunmuştu. Dönüşte Rasûlullah (sav) ile birlikteydi. Öğle vakti ağaçlık ve çalılık bir vadiye geldiklerinde Rasülullah (sav) orada istirahat için mola vermişti. Mücahitler istirahat için çevreye dağılmışlardı. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de semûra denilen bir ağaç altında istirahate çekilmiş, kılıcını da ağaca asmıştı. Birazcık uyumuştuk ki; Rasûlullah’ın (sav) bizi çağırdığını işittik ve hemen yanına koştuk bir de baktık ki; Rasûlullah’ın (sav) yanında müşriklerden bir bedevî dikilmiş duruyor. Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu:

“Ben uyurken bu bedevî kılıcımı almış, uyandığımda kılıç kınından sıyrılmış vaziyette bana seni benim elimden kim kurtarır? dedi. Ben de “Allah!” cevabını verdim. Rasûlullah (sav) adamı esir almış, yanında oturuyordu. (Buhârî, Cihad, 84; Müslim, Fedâil, 13)

5. Enes b. Malik’ten (ra) rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (sav) şöyle buyurdu:

“Kim evinden çıkacağı zaman Allah’ın adıyla çıkıyor, Allah’a güveniyorum, günahlardan korunmaya güç yetirmek ve ibadette kuvvet bulmak ancak Allah’ın yardımıyladır, derse kendisine; doğruya ulaştırıldın, bütün ihtiyaçların yerine getirildi ve her kötü şeyden korundun, diye cevap verilir. Şeytan da kendisinden uzaklaşır.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 103; Tirmîzî, Deavât, 34)

Ebû Dâvûd’un rivayetinde şu fazlalık vardır: “Şeytan, diğer şeytana: Hidayet edilmiş, tüm ihtiyaçları karşılanmış ve korunmuş kişiye karşı sen ne yapabilirsin ki der.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 104)

6. Enes b. Malik (ra) şöyle demiştir:

Peygamber (sav) zamanında iki kardeş vardı. Bunlardan biri ilim öğrenmek için Peygamber’in (sav) yanına gelir, diğeri de geçimlerini temin için çalışırdı. Bir gün çalışan kardeş ötekini Rasûlullah (sav) şikâyet etti. Rasûlullah (sav) de: “Belki de sen onun yüzünden iş buluyor ve rızıklandırılıyorsun” buyurdular. (Tirmîzî, Zühd, 33)

Hiç yorum yok: