12 Şubat 2017

İtikadî Görüşlerim

Kendimi bildim bileli, hayata ve dine dair sürekli bir merak, ilgi ve araştırma içerisinde oldum. Yirmili yaşlarımın sonuna vardığımda, edindiğim itikadî ve fıkhî meselelere dair tercih ve görüşlerimi bir köşeye not almaya başladım. Uzunca bir süredir de aynı kaldığını gördüm. Nihayet maddeler halinde özetleyip paylaşmak benim için mümkün hale geldi.

Süreç içerisinde muhtemel birkaç madde ve açıklama ilavem mümkün olsa da genel hatlarıyla itminan olduğum aslî menhecim şöyledir:


1.  Cibril Hadisinde geçtiği üzere; Allah’tan (cc) başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed’in (sav) O’nun kulu ve elçisi olduğuna, ahiret gününe, melâikeye, kitaplara, enbiyaya, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna ve kadere iman ettim; namaz, oruç, zekat, hac ve sair emirleri yerine getirmek üzere, kalbimle ve dil ile ikrar ederek tüm nefsimle teslim oldum.

2. Dinde ihtilaf eden 72 fırka içerisinde, yalnızca Peygamber Efendimizin’in (sav) methettiği “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat”i kurtuluşa eren yol olarak gördüm ve kabul ettim. Bu yolun dışında kalan tüm fırka ve görüş sahiplerini "Ehl-i Bid'at" olarak görmekte ve değerlendirmekteyim.


3. Usûl-i Fıkıhta imam olarak, Ebu Hanife (rhm) ve onun mezhebi üzere olan sair âlimlerin (Şeybanî, Ebu Yusuf, Maturudî, Tahavî, Aliyyu'l-Kârî, Semerkandî, Serahsî, Nesefî, Taftazanî, vd.) görüşlerini tercih edilmeye daha şayan buldum.


4. Bununla birlikte; diğer meşhur mezhep imamlarının, usûldeki farklılıklarına rağmen, ehl-i sünnet ve'l-cemaat içerisinde olduklarını, her türlü görüş ve fetvalarından mutlaka istifade edilmesi gerektiğini 
düşünmekteyim.

5. Geçmişten günümüze kadar gelen ehl-i i’itizal, ehl-i havaric ve ehl-i şia’nın ise esastaki farklılıkları sebebiyle delalet (dinen sapıklık) içerisinde olduklarına, fikirleri ve fetvalarına itibar edilmemesi gerektiğine inanmaktayım.


6. Günümüz Selefiliğinin, ehl-i hadis ekolü olarak bilinen Malikî, Şafiî ve Hanbelî mezheplerinin -usûl ve fetvalarına dayalı- modern bir yorumlaması olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte, kimi hususlarda aşırı zahirîliğe ve haricîliğe meylederek selef-i salihîn'in yolundan ayrıldıklarını da düşünmekteyim.


7. Tasavvufun, İslam açısından reddedilemeyecek bir yeri olduğunu; marifetullah, zühd, rikak, adab-ı muaşeretulumu'l kulûb ve mekârim-i ahlâk gibi başlıkları kendinde toplayan 
müstakil bir ilim dalı olarak kabul edilmesi gerektiğini düşünmekteyimTıpkı akaid, fıkıh, tefsir, hadis, siyer, mantık, sarf ve nahiv ilimleri gibi...

8. Ehl-i Tarikin ise ağırlıklı olarak 
tasavvuf ilmi ile uğraşan 13. yüzyıldan sonraki sufîlerle başladığını ve fakat zamanla icat ettikleri bir takım bid'atler ve batınî yorumlar sebebiyle itibar edilemeyecek bir inanç ve anlayış içerisine kapıldıklarını düşünmekteyim.

9. “Ene’l-Hakk”, “fenafiş-şeyh”, “rabıta”, 
“teberrük” ve “istiğase” (ölüden himmet beklemek) hususlarının açık bir bid’at olduğuna ve kişiyi şirke hatta küfre kadar götürebileceğine inanmaktayım.

10. “Tevessül”, “şefaat”, “keramet” ve “veliyullah”  hususlarına naslarda belirtildiği şekilde iman etmekteyim. Bunların “aklım almıyor” denilerek reddedilmesini ve yahut şeriata uygun olmayacak biçimde te’vil edilmesini ise açık bir sapıklık olarak değerlendirmekteyim.


11. Kur’an ayetleri ve sahih hadislerle delil getirmeyen, sadece re’y (kişisel görüş) ile hüküm ve fetva veren kimselerin kesinlikle terk edilmesi gerektiğine, doğruyu tuttursalar bile usûl açısından hata edeceklerine inanmaktayım.


12. İlmî ve esas bir mesnedi olan her âlimin taklit edilebileceğine; bununla birlikte, mukallidin (taklitçinin) gücü ve imkânı nispetinde, tabî olduğu delilleri araştırıp öğrenmesinin evlâ olduğuna 
inanmaktayım.

13. Naslarda açık biçimde bildirilen küfür yahut şirk bir amel işlemedikçe, Müslüman olduğunu ilan eden ve ehl-i kıbleden olan kimsenin tekfir edilmemesi gerektiğine inanmaktayım.

14. Nifak alameti taşıdığına yahut bid’at bir inancı veya ameli olduğuna dair zann-ı galip bir ilim bulunmadıkça her imamın arkasında namaz kılınabileceğine inanmaktayım.


15. Ehl-i bid’at ve büyük günah sahibi kimselerin cehennemde -yalnız Allah’ın bileceği- bir süre kadar kaldıktan sonra nihayetinde cennete alınacağını ümit etmekteyim.


16. Mü’min bir kimsenin, işlediği kötülük (seyyie) ve günahlar (fücr) sebebiyle kalbindeki imanına zarar vereceğine, onu karartıp zayıflatacağına ve sürekli ısrarında (tuğyan) ise iman dairesinden çıkabileceğine inanmaktayım.

17. Allah’ın isim ve sıfatlarına dair mücessime ve zahiriyye mensuplarına ait (el, yüz, baldır vb. ile ilgili) 
sözleri tamamen batıl bulmaktayım. Allah'ı (cc), kendisini tanıttığı gibi, yaratılmış hiçbir varlığının vasfı ile vasıflandırılamaz kabul etmekteyim.


18. Hadis rivayetlerini delil olması yönünden kabul etmeyen yahut sırf aklına ters düşüyor diye reddeden ve “Kur’an merkezli” olduğunu iddia eden kimselerin, gerçekte -istiğna, kibr, ucb gibi- nefsinin zafiyetlerine kapılmış dalalet ehlinden olduklarını düşünmekteyim.


İşlerin en iyisini ve en doğrusunu Allah bilir...