16 Temmuz 2015

Ey Nefsim! Beklemede Kal

Tüm içtenliğimle yazıyor ve söylüyorum ki, bu Ramazan seni karşıma alıp bazı şeyleri yeniden gözden geçirmem gerektiğini hissettim… Ey nefsim!

Birincisi: Sen de bilirsin ki, bu dünya hayatı gelip geçici bir takım zevkler, oyun ve eğlenceden ibarettir; eğer kendini bundan geri tutmaz ve ölmeden önce hesaba çekmezsen, kalbini saran gafletle Allah’tan uzaklaşacaksın. Sonra cesedin toprağa karışıp da defterler dürüldüğünde haline çok yazık olacak…

Öyleyse ey nefsim, aklını başına al… dünyaya fazlaca bağlanma. Henüz gençsin! Sana Hz. Peygamberin nasihatini tutmak icab eder: Dünyada bir garib ya da yolcu gibi ol ve kendini ölülerden say. Böylece boş işlerden yüz çevir ve kulluğa odaklan… Kendine hâkim olmayı bil! Zira ömür dediğin o kadar da uzun soluklu bir yolculuk değil; belki birkaç günlük yürümeden ibaret bir seyahattir… Asıl hayat ahirettedir; kendini orası için hazırlamalısın.


İkincisi: Canının her çektiğini yapmaya bir son vermelisin. Çünkü sende öyle bir heva var ki, ey nefsim, onun isteklerinin sonu yok! Açlığı hiç tükenmiyor; sanki doyumsuz bir çocuk gibi… Daima kötülüğü emrediyor. Eğer ona sürekli itaat edersen, zamanla onu ilahlaştırırsın… Sonra cennetin kokusunu 70 sene uzaklıktan dahi duyamazsın!

Öyleyse ey nefsim, dikkat et! Hz. Peygamberin sözüne kulak ver; cehennem senin istek ve arzularınla çevrilmiştir… Bu tuzağa düşerek ahmaklık etmeyesin! Düşün, Allah aşkına! Hangi insan, ömür sermayesini beyhude işler peşinde koşarak kurtuluşa erebilmiştir ki? Sen vahyedilene tabi ol, Rabbine itaati arzula… Heva ve heveslerine gem vur. Böylece cennet bahçelerine kavuşasın inşaallah…

Üçüncüsü: Karşı cinsin fitnesinden tüm boyutlarıyla sakın, ey nefsim! Gözünü, kulağını, dilini ve ellerini haram olana temas etmekten alıkoy. Zira Hz. Peygamber’in dediği gibi, bunların her birinin zinadan kendince birer payı vardır. Ve o tek bir pay yarın senin için ateşten bir kor olabilir! Buna dayanabilir misin, ey nefsim?

Öyleyse Hz. Meryem’i hatırla. Onca zarifliğine ve yalnızlığına rağmen eli bir erkek eline değmiş değil, yıllar boyunca… Hem kıyafeti hem tavrıyla iffetini muhafaza eylemiş, âlemlere seçkin kılınmış o genç mü’mine hanımı bir düşün. O ki, haramlarla kuşatılmış bir ortamda Rabbine yönelip secde etmeyi nefsine adet edinmiş; sonunda Allah onu tüm insanların arasında önder bir şahsiyet kılmıştır. Şüphesiz burada güzel bir örneklik vardır.

Bir de Hz. Yusuf’u hatırla, ey nefsim! O ki, onlarca yıl hapiste yatmayı, kadınlarla bir an dahi birlikte olmaktan evla görmüş ve hemen Rabbine dua etmiştir: Ey Rabbim! Kurtar beni, onların hile ve tuzaklarından… Çünkü bir kadının bir erkeğe tesiri, bazen bir balyozun çelikte bırakacağı iz kadar kuvvetlidir. Bu yüzden kadınla imtihan, Hz. Peygamberin bu ümmet için telaş ettiği hususların başında gelir. Dikkatli ol ey nefsim; günahkâr bir kadın, sen arkanı dönüp uzaklaşmaz isen her zaman gömleğini önden yırtmak isteyecektir.

Dördüncüsü: Sen de iyi bilirsin ki, ey nefsim, ahlakın ve dinin arkadaşının hali üzere biçimlenir. Eğer cahil, tembel yahut ibadet etmeyen insanlarla oturup kalkarsan zamanla onlara benzersin; sendeki tüm güzellikleri emip sömürürler. Sonra seni kötülüğe alıştırırlar… Öyle ki bırakması zor gelir, pişmanlığı ise içini yakar. Bazen tek bir yanlış seçim, maazallah, ateş kuyusundan aşağıya yuvarlanmana sebep olur!

Öyleyse ey nefsim, gözün açık olsun! Bir an bile dikkatsizliğe kapılıp da ehl-i maraz birini dost edinmeyesin… Peygamberin misalini anımsa; kötü dostun tesiri, sen ona çok yanaşmasan bile, demircinin bıraktığı is gibidir, üzerine siner… Sonra uzun bir müddet çıkması için uğraşırsın.

Sana düşen vazife, asıl iyi ahlaklı ve ibadet ehli kimselerle birlikte olmaktır. Nitekim böylesi bir toplulukta Allah’ın rahmeti ve mağfireti saklıdır. Gece ve gündüz taatlerinde tek başına erişemeyeceğin bir mükâfat vardır. Nitekim cemaat demek, bir binanın tuğlaları misali, bir amaç için birbirine kenetlenmiş salih ve salihalar demektir; işte böyle bir topluluk içerisinde kendine yer edinmelisin!

Beşincisi: Başkalarını sürekli kötüleyip de kendini hiçbir zaman temize çıkartma! Ne bilirsin, belki o senden sonra temizlenip arınacak da sen kötülüğe batacaksın? Ey nefsim, sen kendine bak! Yapıp ettiklerinle övünmek yerine daima eksiklerini ve sorumluluklarını düşün… İbadetine, zikrine ve bilgin olduğu konulara yoğunlaş… Allah sana seni soracak; insanları tanrıymışçasına sorgulama ve yargılama… Oturduğun masanda, bulunduğun mekânda ve takıldığın ortamlarda gıybete ve gizliliklerin araştırılmasına müsaade etme. Karşı çık ve nasihat et! Gerekirse terk et… ama kötülüğe ortak olma.

Hem bir başkasında olana da tamah etme, Allah’ın sana verdiğine razı ol. Yüzün hep kendine dönük olsun, ey nefsim!

Son olarak; kendini oruç ile terbiye et. Zira o, insan için bir perdedir; onunla ateş arasına girer ve onu korur. Oruç sadece yemekten-içmekten kesilmek değildir. Oruç (yani savm); insanın nefsini tutması, kötülükten alıkoyması ve sakınması demektir. Bu yönüyle oruç, sadece Ramazan’a has bir amel değildir. Ömür boyunca Müslüman olanın takınması gereken bir ahlaktır adeta…

Zira oruç şehveti keser, öfkeyi bastırır ve mütevazılık kazandırır.

Öyleyse ey nefsim! Sen beklemede kal! Tut kendini! Bil ki cennet çok yakındır, az daha sabret... Yüce bir makamdan her gece seslenen münadinin çağrısına kulak ver: Hayırlı iş yapmaya koş ve her türlü kötülükten sakın.

...

(Genç Düşünce Dergisi, Temmuz-Ağustos 2015)


Hiç yorum yok: